KAÇIMIZIN İMANI BİR MUSAB BİN UMEYR EDİYOR?

KAÇIMIZIN İMANI BİR MUSAB BİN UMEYR EDİYOR?
“İslam’a sövmekten başka fikri olmayanlar, fikrin değil İslam’a sövmenin hürriyetini istiyor!” demiş Malcolm X.. Yıllar önce söylemiş olduğu bu söz ne kadar derin bir mana taşıyor içinde… Aslında bu söz, geçmişten günümüze kadar İslam’ı insan hayatından söküp atmaya çalışanların açıkça dile getiremedikleri ama eylemleri ve söylemleriyle dolaylı olarak gerçekleştirdikleri bir stratejinin tefsiri mahiyetinde..


Bu stratejinin sahipleri kimi zaman, Peygambere hakaret etmekten, kimi zaman dinin emirlerinin gönderildiği topluma hitap ettiğini ve günümüzü ilgilendirmediğini ima etmekten, kimi zaman da halifelere ve sahabîlere çeşitli itham ve hakaretlerde bulunmaktan vazgeçmezler.
Son olarak bunun örneğini geçtiğimiz günlerde sahabîlerin en seçkinlerinden olan Musab bin Umeyr hakkında gördük. Musab bin Umeyr’in hayatını bir kez okumamış bir zat, öğrendiği birkaç kırıntı bilgiyle siyasî çıkış yapmak uğruna pervasızca bir ithamda bulundu Hz. Musab hakkında..
Peki kimdir Musab bin Umeyr?
Hz. Muhammed’e ilk vahiy geldiğinde Musab 25 yaşlarında bir gençti. Mekke’nin en zengin ailelerinden birinin evladıydı. Giyim kuşamının güzelliğiyle adeta herkesin gözü onun üzerindeydi.. Annesi, babası ve kardeşleri putlara tapan Musab, Mekke’ye yeni bir din gönderildiğinden ve bu dinin Peygamberinin ise Abdülmuttalib’in yetim torunu Muhammed (s.a.s) olduğundan bir arkadaş ortamında haberdar oldu. Yeni bir dinin nasıl olduğunun merakı onu arayışa sürükledi. Düşünceli olduğu bir günde İslam’la şereflenen ilk 6 kişinden biri olan Habbab bin Eret’le karşılaştı yol üzerinde.. Ona merak ettiği soruları sordu ve Peygamberle görüşmek istedi. Habbab bin Eret onu Peygambere götürdüğünde Musab sorularının cevabını buldu ve gözyaşları içinde şehadet getirerek Müslüman oldu.
Musab’ın hayatı o andan itibaren tamamen değişti. Tüm varlığından, tüm zenginliğinden vazgeçti Musab.. Çünkü Müslüman olmak bir vazgeçiştir dünyevi hazlardan ve zenginliklerden… Artık zor günler bekliyordu Musab’ı.. Çünkü ailesi hoş karşılamayacaktı. Zira öyle de oldu. Annesi Hünas onun Müslüman olduğunu öğrendiğinde çılgına döndü. Musab’ı İslam’dan döndürmek için tehditler savurdu. Yetmedi günlerce hapsedip aç susuz bıraktı. O da yetmedi kölelerine kırbaçlatarak işkence etti. Tüm bu işkencelere rağmen dönmedi Musab ahdinden. Çünkü o, iman gömleğini giymişti bir kere..
Hz. Ali, Musab’ın halini şöyle anlatıyor: Bir gün Resulullah ile oturuyordum. O sırada Musab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbise vardı. Onun bu halini görünce Resulullah’ın gözleri yaşla doldu. Çünkü o, Müslüman olmadan önce servet içindeydi ve İslam uğruna bunların hepsinden vazgeçmişti. Peygamberimiz (s.a.s) bunun üzerine şunları söyledi: “Kalbini Allah Teala’nın nurlandırdığı şu kimseye bakın. Anne ve babasının onu en iyi yiyecek ve içeceklerle beslediklerini gördüm. Allah ve Resulü’nün sevgisi onu gördüğünüz hale getirdi.”
Musab’ı Peygamberimiz (s.a.s) çok seviyor ve güveniyordu. Ona genç yaşında çok önemli vazifeler verdi. Medine’den gelenler Akabe biatından sonra kendilerine İslam’ı anlatmak için bir öğretici istediklerinde Peygamberimiz (s.a.s) bu görevi Musab’a verdi ve onu Medine’ye gönderdi. Bu görev aynı zamanda İslam’ın başka bir beldeye ilk davetçisi ve ilk öğretmeni olmak anlamını da taşıyordu Musab için..
Musab Medine’ye ulaştığında vakit kaybetmeden başladı İslam’ı anlatmaya. Tehditler, hakaretler, bin bir türlü sıkıntılarla karşılaştı ama o yine geri adım atmadı. Medine’nin iki büyük kabilesi olan Evs ve Hazrec’i İslam’la tanıştırmaya kararlıydı. Musab öylesine kararlılıkla çalıştı ki, onun nezaketi ve tebliğ üslubundaki samimiyetinden dolayı Evs kabilesi İslam’ı kabul etti. Artık daha da güçlüydü Musab.. Tek kişi olarak gittiği Medine’de İslam’la şereflenenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktaydı. 1 yıl gibi kısa bir sürede Medine’de hemen hemen her eve ulaşan Musab, İslam’ın ilk öğretmeni olarak Medinelilerin gönlünde taht kurmuştu.
Hicretten sonra Uhud Savaşında, bu kez sancağı taşıma şerefi bahşedildi Musab’a.. Zırhını giydiğinde öylesine Peygamberimize benzemişti ki müşrikler ona saldırmıştı Peygamberimiz zannederek. Musab ilk kılıç darbesini sancağı tuttuğu sağ koluna aldı. Sancağı düşürmemek için sol eline aldığında bu kez sol koluna indirdiler kılıç darbesini.. İki kesik koluna rağmen sancağı düşürmedi Musab.. Ve Ali İmran Suresinin 144. Ayetini “Muhammed ancak resuldür. Ondan evvel daha nice Peygamberler gelmiştir” okuduğu sırada mızrakla şehit ettiler Musab’ı..
Ne acıdır ki zamanın en zenginlerinden olan Musab’ın üzerini örtecek bir kefen dahi bulunamadı. Peygamberimiz’in (s.a.s) mübarek ağzından şu sözler döküldü Musab için.. “Seni Mekke’de gördüğümde, senden daha güzel giyinen, senden daha yakışıklı kimse yoktu. Şimdi ise kefen olarak sarılmış hırkayı başına örtseler ayakların, ayaklarına örtseler başın açıkta kalıyor..”
Musab olmak, Musab gibi hayat sürebilmek kime nasip olur şu hayatta?
26-27 yaşlarında Müslüman olup 40 yaşında şehadete ulaşan Musab’ın, İslam’la dolu geçen 13 yıllık ömrünü bizler Müslüman olarak doğup Müslüman bir ailede yetiştiğimiz halde 60-70 yıllık ömrümüzde yaşayabiliyor muyuz?
Hangimiz dininden dolayı işkence ve eziyete uğradı şimdiye kadar?
Hangimiz malımızı, mülkümüzü, zenginliğimizi İslam uğruna geride bırakabildik, feda edebildik?
Hangimiz İslam’ı anlatma uğruna yollara düşüp tebliğde bulunabildik? Yollara düşemesek bile bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşabildiğimiz bir çağda hangimiz gerçekten İslam’ı anlatmak için çaba sarfettik?
Kendimize gelelim.. Vaktimizi nasıl geçirdiğimizin, neyle uğraştığımızın farkına varalım.
Üç beş kuruşun hesabını yaparak değerlerimizi, dinimizi satmayalım.
Seçkin insanları sahabeleri siyasi meselelere alet ederek menfaatler uğruna aşağılamayalım.
Bu dünyanın sonunda ahiretin de olacağını unutmayalım..
Selam ve dua ile…
