KIYAMETİN FRAGMANI DEPREMLER VE YİTİP GİDEN HAYATLAR

KIYAMETİN FRAGMANI DEPREMLER VE YİTİP GİDEN HAYATLAR
06.11.2020 08:50

KIYAMETİN FRAGMANI DEPREMLER VE YİTİP GİDEN HAYATLAR

Dünya hayatı kimi zaman eğlenceli, kimi zaman sıkıcıdır.

Kimi zaman mutlu eder insanı, kimi zaman da üzüntüye boğar.

Çünkü burası imtihan dünyasıdır. Sonsuz bir mutluluk ve sonsuz bir üzüntünün bulunduğu bir yer değildir. Rabbimiz zorlukla da imtihan eder, kolaylıkla da.. Mutlulukla da imtihan eder, üzüntüyle de..

Çünkü Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele” [Bakara Sûresi, 2/155] buyuruyor..

Bizler ciddi bir imtihandayız. Bu imtihan bizi ayette de bildirildiği gibi korkutuyor, yeme-içmemiz, sosyal hayatımız kısıtlanıyor hatta yitirdiğimiz canlarımızla tıpkı ayette bildirildiği şekilde eksiltilmiş oluyoruz. Ancak ayetin sonunda Rabbimiz sabredenlerin bu imtihanı kazanacağını da müjdeliyor.

Bir başka ayette ise Rabbimiz: “Her canlı ölümü tadacaktır ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz” [Ankebut, 29/57] buyuruyor.

Bu ayeti kerime de ise bize farkında olmamız gereken bir gerçeği bildiriyor. Ölüme her an hazır olmamız gerçeği… Çünkü ölümün ne zaman, nerede, nasıl, hangi şekilde geleceğini kimse bilmiyor. Bazen yaşlılıktan, bazen kötü hastalıklardan, bazen anlık beyin kanaması veya kalp durmasından bazen de deprem, sel vb. şekilde farklı vesilelerle insan göçüp gidiyor bu dünyadan… İnsan ecelinden kaçamıyor. Bunu ülke olarak zor zamanlardan geçtiğimiz deprem felaketinde yakinen görebiliyoruz.

Deprem, kıyametin bir fragmanıdır adeta… Depremin televizyona yansıyan görüntülerine baktığımızda insana doğrudan Kuran’ın tasvir ettiği kıyametin dehşet sahnelerini çağrıştırıyor. Tıpkı kıyamet anında yaşanılacak tabloda zikredildiği gibi deprem anında da insan ne yapacağını, ne tarafa kaçacağını bilemiyor.  Kıyamet anında yaşanılacağı gibi deprem esnasında da kişi en çok kendi başının derdine düşüyor. Ardından çocukları, akrabaları, yakınları ve malı geliyor.

Daha önce Erzincan, Gölcük, Van, Elazığ gibi illerimizde yüzleştiğimiz deprem gerçeğiyle geçtiğimiz günlerde İzmir’de yüzleştik. Saniyeler içerisinde genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk nice canlarımızı kaybettik. Bu dünyanın gelip geçiciliğini bir kez daha müşahede ettik.

Onların da hayalleri, planları, halletmeleri gereken olmazsa olmaz dedikleri işleri vardı. Ertesi gün ne yapacaklarından nerelere gideceklerinden konuşuyorlardı belki…

Belki haftalar sonrasına planlar yapıyorlardı. Ama hesapta olmayan, unutulan saniyeler süren deprem tüm planları, hayalleri, hedefleri boşa çıkardı. 1 dakika içinde her şeyi yerle bir etti.

Nerden bilebilirlerdi depremin yaşandığı gecenin evlerinde geçirdikleri son gece olduklarını…

Akşam aileleriyle birlikte son kez akşam yemeği yediklerini, sabahki kahvaltılarının son kahvaltı olduğunu, nerden bilebilirlerdi.

İşe gitmek için erkenden evlerinden çıkan babalar-anneler evlerinden ayrılırken geride kalan evlatlarını son kez gördüklerini nerden bilebilirlerdi. Bilselerdi sarılmazlar mıydı sımsıkı?

Evde kalan büyüklerini annesini, babasını yanlarında kalan dedesini son kez gördüklerini bilselerdi eğer helallik almazlar mıydı onlardan?

O gün kıldıkları namazın son Cuma namazı olduğunu bilselerdi eğer olması gerektiğinden çok daha fazla huşu ile kılmazlar mıydı o namazlarını? Secdelerini uzatıp Allahtan af dilemezler miydi? Geçmişte bilerek veya bilmeyerek yapmış oldukları hatalar, işlemiş oldukları günahlardan dolayı tövbe etmezler miydi?

Nerden bilebilirlerdi..?

Dünya hayatı da bu değil mi zaten? Yeni güne uyandığımız her gün dünyadaki ömrümüzden tüketiyoruz. Ömrümüzden tükettiğimizi bile bile, son nefesimizi her an verebilecek olduğumuzu bile bile de günler, haftalar, aylar sonrasına planlar yapıyoruz. Oysa ki her uyandığımız günü dünyada geçirdiğimiz son gün bilinciyle geçirebilsek, karşılaştığımız insanları, eşimizi, dostumuzu belki de son kez gördüğümüz bilincinde olabilsek daha farklı olmaz mıydı her şey?

Yaşantımız, hayatımız, uğraştığımız işlerimiz, bizi meşgul eden meseleler tüm bunlar daha farklı olmaz mıydı?

Şimdi bize düşen tüm bu yaşanılanlardan ders almak.. Yaşamımıza tüm bunları düşünerek ve bir anlam yükleyerek devam etmek.. Peygamberimizin buyurduğu gibi: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışmak..”

Sabretmeyi, teslimiyet göstermeyi ve dua etmeyi elden bırakmamak.. Başımıza gelen musibetlere baş kaldırmadan, kadere isyan etmeden mümin kimliğimize yakışan bir davranış sergilemektir. Çünkü “…Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” [Bakara 2, 249]

Bunun yanında tedbiri elden bırakmamak gerekir. Yaşanılanları görüp devlet ve milletçe ders alarak bir daha böyle bir felaketi yaşamamak için çaba sarf etmek, ikamet ettiğimiz binaların denetimlerini yaptırmak, riskli bir durum varsa önlemimizi önceden almak gerekir. Çünkü mümin, tüm tedbirlerini aldıktan sonra tevekkül ipine sarılan müstesna şahsiyettir.

Allah, bu tür felaketlerden ve musibetlerden ülkemizi ve tüm insanlarımızı muhafaza eylesin.

Bizleri bir daha bu tür felaketlerle imtihan etmesin.

Bu zor günlerde gece gündüz demeden çalışan devlet idarecilerimizin, sağlık çalışanlarımızın, emniyet güçlerimizin, arama kurtarma ekiplerimizin, itfaiye personellerimizin ve tüm vatandaşlarımızın yardımcısı olsun.

Vefat eden kardeşlerimize rahmet, geride kalan yakınlarına sabır, tedavi gören yaralılarımıza da şifalar ihsan eylesin.

Bizlere haddimizi bilmeyi, aczimizi anlamayı, kulluğumuzu hakkıyla yerine getirebilmeyi nasip eylesin…

AMİN…  Selam ve dua ile…

AHMET ERDEM BOZKURT
AHMET ERDEM BOZKURT
ahmeterdembozkurt@gmail.com
1991 yılında Karabük ilinin Safranbolu ilçesinde doğdu. İlk tahsilini Safranbolu Misak-ı Milli İlköğretim Okulunda, Lise tahsilini ise Karabük Anadolu İmam Hatip Lisesinde tamamladı. 2011 yılında Muş Alparslan Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı ve aynı üniversiteden 2015 yılında mezun oldu. 2015- 2018 yılları arasında çeşitli okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak görev yaptı. 2016 yılında Bartın Üniversitesi Temel İslam Bilimleri İslam Hukuku alanında Yüksek Lisansına başladı ve 2019 yılında, “İslâm Hukûkunda Şûrâ ve İstişâre” konulu teziyle mezun olarak “Bilim Uzmanı” unvanını kazandı. Çeşitli akademik çalışmaları ve makaleleri bulunan Bozkurt, 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığında İmam-Hatip olarak başladığı görevine halen devam etmektedir.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.