KALPLERİMİZİN KATILAŞMASINDAN SANA SIĞINIYORUZ YA RABBİ..!

KALPLERİMİZİN KATILAŞMASINDAN SANA SIĞINIYORUZ YA RABBİ..!
05.02.2021 10:15

Kalp-gönül dünyamız, diğer insanlarla ve Rabbimizle ilişkilerimizin şekillenmesinde aynı zamanda da eylemlerimizin Allah katındaki değerinin tespitinde önemli bir konuma sahiptir.

İç dünyamız, hal ve davranışlarımızı yansıtan aynamız mesabesindedir. Veya başka bir benzetme yapacak olursak gönül dünyamız bir testi gibidir. Testinin içinde ne varsa dışarıya da o sızar. Bu sebeple gönlü kirlenen insanın, hareket ve davranışları da doğal olarak kirlilik zeminine oturmuştur. Buna karşılık gönlünü güzelliklerin süslediği kimsenin eylemleri de güzellikler dizisi şeklinde tezahür edecektir.

Kur’an’ı Kerim’de; “…kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik…” (A’râf, 7/179) buyrulmaktadır. Bu ayeti tefekkür edecek olursak, kalp, duygulara göre değişkenlik gösterebilen hassas bir organdır. Güzellikler açısından imanın, sevginin, aşkın, hayatın merkezi olabilirken; kötülükler açısından da kinin, öfkenin, nefretin, küfrün de merkezi olabilecek bir özelliktedir. Yani kalp iyilik-kötülük konumuna göre tüm vücudu etki altına alabilmektedir. Öyle ki gören göz, görmez olur, duyan kulak duymaz olur, meydan okuyan akıl akletmez olur. Kalp fiziksel açıdan işlevsiz hâle geldiğinde nasıl hayat duruyorsa, manevi alanda da kalbin işlevsiz hale gelişi, Peygamberimizin (s.a.s) ifadesiyle Allah’a sığınılacak bir durumdur. Allah Resulü (s.a.s) şöyle duada bulunuyor:

“Allah’ım! Korkmayan/katılaşmış kalpten, kabul görmeyen duadan, doymak bilmeyen nefisten, faydasız ilimden sana sığınırım…” (Tirmizî, “Da’avât”, 69) Çünkü böylesi kalbin ve onun etrafında şekillenen kişiliğin, bireysel ve toplumsal ilişkilerinde kırmızı çizgileri yoktur ya da yok olmaya yüz tutmuştur.

Düşünecek olursak; cana kıymanın, hırsızlığın, fuhşun, sahtekârlığın, kul ve kamu haklarının ihlalinin, yüz kızartıcı kabul edilen diğer suçların, insanın gönül dünyası ile ilgisinin olmadığı söylenebilir mi? Elbette ki söylenemez. Bu ve benzeri hususların işlenmesine sadece gönlü/kalbi katılaşmamış kimseler “dur” diyebilecektir. Onun içindir ki Kur’an-ı Kerim’de kalp, insanların manevi hayatına yön veren bir merkez olarak kabul edilir ve onun bağlamında kişinin manevi hayatına değişik vesilelerle vurgular yapılır. (Bk. Bakara, 2/7, 74; Âl-i İmran, 3/7- 8,154; Nisa, 4/156; Maide, 5/13, 41; En’âm, 20/25)

Örneğin, “Sonra, onun ardından birçok Peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.” (Yûnus, 109/74),

“İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” (Nahl, 76/108) âyetlerinde, insanın manevi açıdan kalbinin işlevsiz hale gelişi dile getirilmektedir. Bu konumdaki insanların durumuna Kur’an’da, “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik…” (A’râf, 7/179) âyetiyle işaret edilmektedir.

Kur’an’da, kişinin olumlu ya da olumsuz eylemlerinin, helal-haram, günah-sevap, emir-nehiy adına işlediklerinin, kazandıklarının, kaybettiklerinin kalbi doğrudan etkilediği belirtilir. “Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.” (Mutaffifîn, 83/14) âyeti, kişinin işlemiş olduğu günahların, haramların, isyanların, onun kalbini kirlettiğini, katılaştırdığını açıkça ifade etmektedir.

Peygamberimiz de (s.a.s) “…Dikkat edin. Vücudunuzda bir çiğnemlik et parçası vardır. Eğer o sağlıklı/fonksiyonel olursa vücudun tamamı sağlıklı olur. Şayet o bozuk/işlevsiz olursa vücudun tamamı bozuk olur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.” (Buharî, “İman”, 39) sözüyle, kalbin önemine vurgu yapmıştır.

Emir ve yasakların ihlal edilmesinde, insanı en iyiye ulaştıracak ilke ve kuralların ihmalinde, korkmayan, katılaşmış bir kalbe sahip oluşu önemli bir etkendir. Bu tür eylemler, gönül/kalp/yürek kirliliğinden kaynaklanmaktadır. Çağımızda kirlilik denildiğinde öncelikle ekolojik dengenin bozulmasında etkin olan çevre kirliği hemen akla gelmektedir. Oysa ahlakî değerlerdeki çöküş, insanlardaki gönül kirlilikleri üzerinde durulması gerekli önemli sosyal ve toplumsal sorunlardan biri belki de en başta gelenidir. Zira hemen her kirliliğin temelinde, gerçek anlamda Allah’tan korkmayan kalplerin, kirlenen yüreklerin önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. Gönülde, sözde, ahlakta kirlenen, hiçbir değer tanımayan insan, sadece çevre için değil toplumun huzur ve güveni açısından da büyük problem teşkil etmektedir.

Şu açıkça bellidir ki insanlığın yaşadığı sıkıntı ve huzursuzlukların temelinde gönül ya da kalp kirliliği yatmaktadır. Allah’tan korkan bir kalbe sahip olabilmek, yaratılıştaki mükemmelliği en derinlerimize kadar hissetme ve kavramadan geçer. Bize düşen, yaratılış hikmet ve gayelerini idrak ederek duygularımıza ve eylemlerimize bu çerçevede yön vermektir. Mübarek Cuma günü Rabbimize duamız ve niyazımız şudur ki;

Ey Rabbimiz! Korkmayan kalpten, icabet edilmeyen duadan, doymak bilmeyen nefisten, faydası olmayan ilimden sana sığınırız.  AMİN…

Selam ve dua ile…

AHMET ERDEM BOZKURT
AHMET ERDEM BOZKURT
ahmeterdembozkurt@gmail.com
1991 yılında Karabük ilinin Safranbolu ilçesinde doğdu. İlk tahsilini Safranbolu Misak-ı Milli İlköğretim Okulunda, Lise tahsilini ise Karabük Anadolu İmam Hatip Lisesinde tamamladı. 2011 yılında Muş Alparslan Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı ve aynı üniversiteden 2015 yılında mezun oldu. 2015- 2018 yılları arasında çeşitli okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak görev yaptı. 2016 yılında Bartın Üniversitesi Temel İslam Bilimleri İslam Hukuku alanında Yüksek Lisansına başladı ve 2019 yılında, “İslâm Hukûkunda Şûrâ ve İstişâre” konulu teziyle mezun olarak “Bilim Uzmanı” unvanını kazandı. Çeşitli akademik çalışmaları ve makaleleri bulunan Bozkurt, 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığında İmam-Hatip olarak başladığı görevine halen devam etmektedir.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.