CHARLİE HEBDO VE İSLAM DÜŞMANLARI İLE İMTİHANIMIZ!

CHARLİE HEBDO VE İSLAM DÜŞMANLARI İLE İMTİHANIMIZ!
Üniversitenin son yıllarındaydık. Tarihler 2015 yılının Ocak ayını gösteriyordu. Fransa’da yayımlanan Charlie Hebdo dergisinde Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s) hakaret içerikli karikatürler yayıma sürülmüştü. İlgili derginin çalışanları bir basın toplantısı düzenleyerek derginin çeşitli ülkelere de gönderileceğini ve o ülkelerde de okurlara sunulacağını açıklamış ve Türkiye’de de bunun için (ismini anmak istemediğim ama herkesçe bilinen) bir gazeteyle anlaştıklarını açıklamışlardı. Öyle de oldu.. İlerleyen günlerde dergide bulunan Peygamberimize hakaret içerikli karikatürlerin yer aldığı 4 sayfalık bölüm Türkiye’de yayımlanmıştı.


Üniversitemizin vize haftası olduğu için sınav sonrasında arkadaşlarımızla bir yerde çay içerken aynı zamanda da çıkmış olduğumuz sınavı değerlendiriyorduk. Sohbetimizin devamında konu Peygamberimize hakaret içerikli karikatürleri yayımlayan ilgili gazeteye geldi.. Bazı arkadaşlarımız sınav telaşıyla gündemi takip edemediklerinden meseleyi ilk kez duymuşlardı.. Bir süre meseleyi konuşup tartıştıktan sonra hepimizin kafasında tek bir fikir oluştu.. BİR ŞEYLER YAPALIM!
Herkes birbirinden öylesine güç bulmuştu ki bu yapılan saygısızlığın illa bir karşılığının olması gerektiğini zikrediyordu. İlerleyen dakikalarda ortam öyle bir hal almıştı ki telefonundan interneti açıp anayasanın maddelerini araştıran ve suç unsuru bulmaya çalışan mı dersiniz, avukat veya savcı eşi dostu olanların onları arayarak ne yapılabileceği konusunu danışan mı dersiniz, üniversiteden hocamızı arayıp konuyu tartışan mı dersiniz herkes dört koldan uğraşıyordu. Peygamberimize bu hakareti yapanlar cezasız kalmamalıydı. Tüm uğraşlar sonunda bir dilekçeyle suç duyurusunda bulunma konusunda hem fikir olduk ve dilekçemizi oluşturup soluğu adliyede aldık. Gerekli işlemler yapıldıktan sonra şükür ki dilekçemizi vermiş ve adliyeden ayrılmıştık. Herkesin içindeki huzur gözlerine yansımıştı adeta.. Hadiste buyuruyor ya Peygamberimiz (s.a.s): “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz…” (Müslim, İman 78; Tirmizi, Fiten 11) .. İşte biz onların bu kötülüklerine yalnızca kalben buğz ederek geriye çekilmek yerine fiiliyata dönüştürerek elimizle de, dilimizle de kalbimizle de düzeltmek için uğraşmış olmanın huzuru içindeydik..
Günler, aylar geçti. Biz mezun olmuş her birimiz farklı yerlerde hayat mücadelesine atılmıştık. Bu süreçte birkaç kez adliyeye ifade için çağrıldık. Bir ifade esnasında davaya konu olan kişilerin maddi yönden uzlaşma teklif ettiğini söylediler. Gülüp geçtim. Yargılanmalarını ve ceza almalarını istediğimi söyleyerek reddettim. Biz “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz davamdan dönmem” diyen Peygamberin ümmetiyiz üç kuruş için davamızdan mı vazgeçecektik.. Sonrasında öğrendim ve şükrettim ki bulunduğu illerde ifadeye giren arkadaşlarımda aynı cevabı vermişler..
Aradan 1 yıl geçti ve dava sonuçlandı. Söz konusu Peygamberimize hakaret karikatürlerini gazetelerinde yayımlayan kişiler 2 şer yıl hapisle cezalandırılmışlardı. Hak yolunda atılan adımlar zayi olmamıştı.
Çünkü “…batıl yok olmaya mahkumdu” (İsra,17/81),
Çünkü “…onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isteseler de Allah nurunu tamamlayacaktı” (Saf,61/8),
Çünkü “…Allah sabredenlerle beraberdi” (Bakara 2, 249).
Elhamdülillah..
Şimdi görüyoruz ki bugünlerde yine aynı senaryo gün yüzüne çıkarılıyor. Fransa bizzat Cumhurbaşkanlığı makamından Peygamberimize hakaret içeren karikatürleri ulu orta her yerde göstermeye başladı.
Bunun yanında Berlin’de Mevlana Camii’ne geçtiğimiz günlerde sabah namazında kalabalık bir polis ekibiyle baskın yapıldı. İbadet engellendi.
Suriye, Arakan vb. çeşitli ülkelerde Müslümanlara yapılan eziyetler medyaya yansımasa da devam ediyor.
Peki dünyada tüm bu olaylar yaşanırken bizler hangi gündemle uğraşıyoruz?
Müslüman olarak her birimizin gündemi ne?
Dünya telaşına aldanıp “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla mı yolumuza devam ediyoruz?
Eğer böyle ise bugün bir Müslüman kardeşimize yapılan eziyeti boş verirsek, bu sessizliğimiz küffara cesaret verip daha büyük eziyetlere neden olmayacak mı?
Bugün Almanya’da ki camiye yapılan veya herhangi bir camiye yapılan baskın veya saldırıya sessiz kalırsak, bu sessizliğimiz ilerleyen süreçte tüm camilerimizi hedef haline getirmeyecek mi?
Bugün Fransa’nın Peygamberimize hakaretine sessiz kalırsak, bunun bir sonraki aşaması kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim olmayacak mı? Bu dinin Peygamberine saldıran ve bundan keyif alan zihniyet, Kur’an-ı Kerim’e saldırmaktan geri mi duracak?
Müslümanlar olarak uyanık olmaya mecburuz.
Akıllı davranmaya mecburuz.
Olaylar karşısında bir ve beraber olmaya mecburuz.
Dünyadaki gelişmeleri takip etmeye, gerektiğinde şahıs olarak gerektiğinde de millet ve devlet olarak gereken neyse onu yapmaya mecburuz.
Çünkü bizler Müslümanlar olarak “elimizle, dilimizle ve kalbimizle” meselelere müdahil olmaya mecburuz.
Rabbim cümlemize bu şuurla yaşayabilmeyi nasip etsin..
Selam ve dua ile…
