İMAN, İNKAR İLE BAŞLAR!

İnsan yaratılış itibariyle inanan bir varlıktır. Önemli olan ise neye inandığı ve nasıl inandığıdır.
İnanç kavramını dini açıdan düşündüğümüzde karşımıza iki zıt kutup çıkmaktadır. Bunlardan birisi iman etmek yani dinin ortaya koyduğu hükümlere inanarak itikat esaslarını gerçekten kalben tasdik edip dili ile ikrar eden kimse; diğeri ise inkar etmek yani dinin hükümlerine ve iman esaslarına inanmayan Hz. Muhammed’in (s.a.s) peygamberliğini kabul etmeyen kimsedir. Dolayısıyla kişi ya iman eder ya da inkar eder üçüncü bir seçenek yoktur.


Genel olarak baktığımız zaman fıkıh kitaplarımız teorikte inanç açısından insanı ele alırken, mümin, kafir, münafık ve müşrik şeklinde ayrı ayrı sınıflandırmaya gitmiş olsa da aslında pratikte münafık kavramı dinin hükümlerine tabi olmamalarından ve inandığını söyledikleri halde kalbi ile İslâm dininin iman esaslarına inanmamalarından, müşrik kavramı ise Allah’tan başka ilah edinip onlara tapmalarından dolayı inkar eden/ kafir sınıfında bulunurlar.
İman etmenin ve Müslüman olmanın anahtarı ise Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadettir.
- Kelime-i Tevhid: “Lâ ilâhe illâllah Muhammedun Rasulullah” –> /Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur, Muhammed (s.a.s), Allah’ın Resulü-elçisidir./
- Kelime-i Şehadet: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü” –> /Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.s) Onun kulu ve resulüdür.”
Anlam açısından baktığımızda Kelime-i Tevhid, Kelime-i Şehadeti de içine alan bir özet niteliğindedir.
Peygamberimizin (s.a.s), iman için “inanmak”, İslâm için ise “şehâdet etmek” kavramlarını kullanmasından anlıyoruz ki, iman, dolayısıyla Kelime-i Tevhid zihnî ve kalbî bir amel; Kelime-i Şehâdet ise dil ve ikrar yoluyla icra edilen bir fiildir.
Kelime-i Tevhid, inanç esaslarının ve dinin özünü oluşturan iki temel üzerine kurulmuştur. Birincisi Allah’ın yüceliğini ve birliğini, ikincisi de O’nun insanlarla münasebetini sağlayan nübüvveti vurgulamaktadır.
İnsan imana ermeden ve Müslüman olmadan önce inkar etmek zorundadır. Kelime-i Tevhid bunu öğretiyor bize… Peki neyi inkar edeceğiz biz?
Kelime-i Tevhid, Arapça gramer açısından incelendiğinde “Lâ” ile başlar. “Lâ”, kurtuluş kapısını açan bir anahtardır. Şirkten tevhide dönüştür. Çünkü kişi, “Lâ” diyerek, –> “Hayır, kabul etmiyorum, reddediyorum” demektedir. Peki neyi kabul etmiyor insan?
“Lâ İlâhe” –> İlahı kabul etmiyor. Peki hangi ilahı kabul etmiyor? Yeryüzündeki taştan, tahtadan, etten, kemikten ne kadar sahte ilah varsa tamamını ve onların ideolojileri kabul etmiyor, reddediyor.
“İllâllah” –> Allah’tan başka… Kişi ancak ve ancak Allah’ı ilah olarak kabul ediyor. İlah olarak yalnızca Allah vardır ve onun hükmü, hakimiyeti ve kanunları kıyamete kadar var olacaktır.
Dolayısıyla Kelime-i Tevhid “Lâ İlahe” ile başlar, “İllallah” kelimesiyle hakimiyetin sahibini ortaya koyar, “Muhammedun Rasulullah” ile de kıyamete kadar sürecek olan resullüğü tescil eder.
“Lâ” diyebilmek İslam’ın insanlığa öğrettiği en güzel öğretilerdendir. Çünkü kişi hayatını etki altına alan, heva-hevesinden, şehvetinden, kin ve bencilliğinden “Lâ” (-Hayır, beni etkisi altına alan, nefsime hoş gelen tüm bu tutumları reddediyorum, istemiyorum) diyebildiğinde doğru yolu bulabilecektir.
Firavun, Karun gibi misallerde olduğu gibi, zorbaların ve despotların düzenlerine boyun eğmeyenler, “Lâ” diyebilenlerdir.
Kuranı Kerimde “Tevhid”e işaret eden birçok Ayeti Kerime vardır.
- “Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur.” [Muhammed Suresi, 47/19]
- “Sizin ilahınız tek olan Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur. O, Rahmandır, Rahimdir.” [Bakara Suresi, 2/163]
- “Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır…” [Bakara Suresi, 2/255; Tâhâ Suresi, 20/8]
- “Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarma! O’ndan başka ilah yoktur. O’nun kendinden başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” [Kasas Suresi, 28/88]
Peygamberimizin (s.a.s) hadislerinde de “Kelime-i Tevhid”le ilgili şu ifadelere rastlıyoruz:
- “Her kim, Lâ ilâhe illâllâh der ve Allah’tan başka tapılan şeyleri reddederse, onun malına ve canına dokunmak haram olur. Hesabı da Allah’a kalmıştır.” (Müslim, iman, 37)
Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.s) şöyle buyurdu:
- “İman yetmiş (veya altmış) kadar daldan ibarettir. Bunların en yükseği “Lâ ilâhe illallah” demek, en aşağısı da insana zarar veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Utanmak da imanın dallarından biridir.” (Buhârî, Îmân 3; Müslim, Îmân 58. Ebû Dâvûd, Sünnet 14; Tirmizî, Birr 80; Nesâî, Îmân 16; İbni Mâce)
Başka bir hadiste Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:
- Allah‘ın Resulü (s.a.s), bir keresinde yanındakilere: “İmanınızı yenileyiniz” dedi. Sahabiler: “Ey Allah‘ın Resulü! Biz imanımızı nasıl yenileyeceğiz?” diye sordular. Hz. Peygamber: “Lâ ilâhe illallah sözünü çokça tekrarlayınız” buyurdular.. (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Özetle diyebiliriz ki, Tevhid, yalnızca dilde söylenen “Lâ ilâhe illallah” lafzı değildir.
Tevhid, Allah’tan başka ilah olmadığı sözleşmesinin altına eylemlerimiz ve hayatımızla attığımız imzadır.
Bizler İslam’ı dilde, düşüncede ve eylemde yaşamakla mükellefiz. Çünkü tevhid bir duruş, var edenin varlığına, birliğine şahit oluştur. Var oluşumuzu, nefes alışımızı, her şeyimizi kendisinden başka ilah olmayan Allah’a borçluyuz.
Cennet anahtarı olan Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhid ile ahirete irtihal edebilmek için onun ekseninde bir hayat yaşamalıyız.
Kelime-i Şehâdet’i ve Kelime-i Tevhidi hakkıyla getirip, anlamını bilip, ona göre davrananlardan olmalıyız.
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.” Hadisi şerifini aklımızdan çıkarmamalıyız.
Allah hepimizi Tevhid üzere yaşatsın. Son nefesimizi Kelime-i Şehadetle verebilmeyi nasip etsin..
Amin…
