ESSELÂMU ALEYKUM / BAŞLIYORUZ
Esselâmu Aleykum. Kıymetli dostlarım, kardeşlerim, büyüklerim…
Bu sizlerle ilk buluşmamız.


Kendi sosyal medyamızda sınırlı kalan düşüncelerimizi, görüşlerimizi ve yazılarımızı daha geniş bir kitleye ulaşmak niyetiyle bundan böyle Karabük Kent Haber aracılığıyla fırsat buldukça sizlerle paylaşacağız.
Dünyadaki hızlı değişim ve gelişim insanlığı sosyal medya ve internete daha fazla müracaat eder hale getirdi.Neredeyse günümüzün büyük bölümünü sanal bir ortamda geçiriyoruz. Kitap okumak yerine, internet üzerinden karşılaşılan yazıları okumayı daha çok tercih eden insanımızla bizlerde bu şekilde buluşmanın daha uygun olacağı kanaatine ulaştık. Yazılarımız genel olarak alanımız gereği dinî içerikli olmanın yanında zaman zaman güncel meselelerle ilgili de görüşlerimizi paylaşacağız. Allah, halisane niyetlerimizi kabul eylesin.
Madem ki, yazımıza ilk olarak “Esselâmu Aleykum” diyerek başladık, bu hafta “selâm” konusuna değinelim.
Selâm kelimesi, İslâm kelimesi ile aynı kökten oluphuzur, barış, kurtuluşa ermek ve güven içinde olmak gibi anlamlara gelir. Son din olan İslâm’ın barış ve ebedi kurtuluş dini olması da anlamsal açıdan bu kelimeleri ihtiva etmesindendir.
“Selâm”, aynı zamanda Rabbimizin 99 isminden biridir. Şüphesiz ki Rabbimiz, kullarını selâmete eriştiren, onlara sağlık ve afiyet bahşedendir.
Dinimizde de selâmlaşma çok önemli görülmüştür. Çünkü selâmlaşma insanları birbirlerine yaklaştırdığı gibi, sevgi, kardeşlik ve dayanışma içerisinde yaşamanın da bir anahtarı hüviyetindedir. Peygamberimiz’in (s.a.s), şu hadisi selâmın önemi hususunda bizlere yol göstermektedir: “Îmân etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten îmân etmiş olmazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”
Bir başka örneği hicret esnasında görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.s), Mekke’den Medine’ye hicret ettiği gün kendisini Medine’de karşılayan ve ona meraklı gözlerle bakan kalabalığa şöyle seslenmişti: “Ey insanlar! Selâmı aranızda yayın, birbirinize yemek ikram edin, insanlar uykuda iken namaz kılın ki, selâmetle cennete giresiniz.”
Peygamberimiz bu hadisinde selâmlaşmanın ötesine geçerek bir başka rol çiziyor bizlere.. Selâmı aramızda yaymamız konusunda bir sorumluluk yüklüyor.. Çünküdinimizde, “Müslüman, elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kişidir.” Selâm veren kişi, karşısındaki insana hâl ve kâl diliyle, “Allah’ın rahmeti üzerine olsun, benden sana zarar gelmez” demektedir. Kendisine selâm verilen kişi de bilir ki, selâmla gelen bu kişi; can yakmaz, gönül yıkmaz, kimseyi hakir görmez, kimsenin onur ve haysiyetini zedelemez, kaba ve kırıcı konuşmaz. Dolayısıyla Müslüman’ın verdiği selâm, gündelik alışkanlık veya kuru bir sözden ibaret değildir. Kilitli kapıları açan, gönüller yapan biriyilik şiarıdır. Yüce Rabbimiz Nisâ Sûresinde buyurur ki: “Size selâm verildiği zaman ondan daha güzeliyle veya misliyle karşılık verin. Şüphesiz ki Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
Hayatımızda bazen selâmlaşmanın es geçildiği veya verdiğimiz selâmın kızgınlık ya da kırgınlık sebebiylekarşımızdaki insan tarafından alınmadığı durumlarla karşılaşabiliriz. Bu durumun bizi yine de selâm vermekten alıkoymaması gerekir. Çünkü bildiğimiz üzere selâm vermek sünnet, verilen selâmı almak ise farzdır. Dolayısıyla biz selâm vererek sünneti yerine getirmiş olmaktan dolayı Rabbimizin ve Peygamberimizin hoşnutluğunu kazanırken, verilen selâmı almayan kişi ise farzı yerine getirmemiş olmasından dolayı günaha girmiş olmaktadır.
Peki selâmın önceliği var mıdır? Karşılaştığımız insanlara biz mi selâm vermeliyiz yoksa onlardan mı beklemeliyiz? Bu hususta Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki; “Küçükler büyüklere; binekli, atlı veya arabalı olanlar yayalara;yürüyenler oturanlara; arkadan gelenler yetişince öndekilere; iki grup karşılaştığı zaman, az olanlar çok olanlara önce selâm versinler.”
Bir başka hadiste ise yolda karşılaşan iki kişidenhangisinin selâm vermesi gerektiğini şöyle belirtiyor Peygamberimiz (s.a.s): “İnsanların Allah katında en makbûl olanı, selâma önce başlayandır.” Gördüğümüz üzere bu hadis, bir kardeşlerimizle karşılaştığımızda selâm verenin ilki olmak için âdeta yarışmamız gerektiğine işaret ediyor.
Öyleyse, en yakınlarımızdan başlayıp, aramızda selâmı yayarak, varlığımızla bulunduğumuz her yere güven ve huzur taşıyalım. Tanımasak bile selâm verdiğimiz insanların sayısını artıralım. Bu bize bir şey kaybettirmez tam tersi selâmımızla dillerden gönüllere kardeşlik bağları kurmuş, misafiri olduğumuz fani dünyayı kavga yurdu olmaktan çıkarıp barışve selâmet yurduna dönüştürmüş oluruz.
Rabbimiz cennet vatanımızda, İslam ülkelerinde ve tüm dünyada selâmı, huzuru ve güveni hâkim kılsın. Huzur ve bereket duası olan selâmın hakkını verebilmeyi bizlere nasip etsin. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve hidayeti hepimizin üzerine olsun.
